İbrahim Bin Ethem | Hanımların Dünyası

loading...

İbrahim Bin Ethem

İbrahim Bin Ethem

İbrahim Bin Ethem

İslam medeniyetine baktığımızda, tarih boyunca yüzlerce evliya çeşitli ülkelerde yaşamış ve birçok insana doğru yolu göstererek hidayetlerine vesile olmuştur. Bizde bu yazımızda hayat hikâyesiyle dikkatleri çeken ve Allah yolunda birçok çilelere göğüs geren İbrahim Bin Ethem Hz.(K.s)’nin hayatından kesitler vermeye çalışacağız. İbrahim Bin Ethem, evliyaların büyüklerinden ve meşhur bir âlimdir. Miladi 714 yılında bugünkü Afganistan sınırları içinde olan Belh şehrinde dünyaya gelmiş ve Miladi 779 yılında Şam’da hayata gözlerini yumarak Hak’ka yürümüştür. İbrahim Bin Ethem’in asıl ismi Mansur, künyesi ise Ebu İshak’tır ve soyu Hz. Ömer’e kadar uzanmaktadır. Veysel Karani hazretlerinin ruhaniyetinden istifade eden büyük evliya, Fudayl Bin Iyad, Şeyh Mansur Selami, Musa Bin Zeyd Rai ve İmran Bin Musa gibi büyük alimlerin de sohbetlerinde bulunup onlardan feyz almıştır. Ayrıca İmam-ı Azam hazretlerinin sohbetlerine katılarak asıl olgunlaşmasını burada sağlamıştır.

3 kıtanın âlimlerinden ilim öğrenen ve Bağdat, Hicaz ve Şam’da meşhur olup herkesçe çok tanınan İbrahim Bin Ethem hazretleri dinde fakih ve müçtehit olarak kabul edilmiştir. İbrahim Bin Ethem Hazretleri’nin babası Belh şehrinin padişahı olmasından ötürü, her türlü dünyalık zevkleri yerine getirilir, yeme-içme ve eğlence gibi ne isterse emrinde olan kişilerce hemen hazırlanırdı. Fakat o, tüm bu saltanatı ve zenginliği terk edip Allah’a gönül vermişti. İbrahim Bin Ethem’in mübarek sözleri, muhabbeti ve kerametleri yıllarca dilden dile dolaşarak, günümüze kadar gelmiş ve gönüllerde taht kurmuştur. İbrahim Bin Ethem Hazretleri’nin dünya tahtını ve servetini bir kenara bırakarak, büyük evliyalar arasına girmesinin ilginç bir hikâyesi vardır. Şimdi bu manevi dirilişi simgeleyen olaylar zincirinin nasıl olduğunu anlatmaya çalışalım:

İbrahim Bin Ethem, tahtında uyuduğu bir gece tavandan gelen sesle irkilir ve sesin geldiği tarafa seslenerek “kimdir o?” der. Tavandaki seste” yabancı değilim merak etme, devemi kaybettim de onu arıyorum” diye cevap verir. İbrahim Bin Ethem bu cevaba güler ve şöyle der;” hey şaşkın kişi, damda devenin ne işi var? Niye deveni damda arıyorsun ki?” Tavandaki kişiden gelen cevap çok manidardı;” Ey gafil gafil yatan kişi, sen Allah’ı süslü tahtlarda ve yumuşak ipek döşekleri içinde arıyorsun. Benim tavanda devemi aramam sana niye bu kadar acayip geldi ki?” diye sorunca İbrahim Bin Ethem Hazretleri irkilir ve içi Allah aşkıyla yanmaya başlar. Hemen orada şimdiye kadar yaptığı bütün günahlara tövbe ederek sarayı terk eder ve uzak diyarlara gider. İbrahim Bin Ethem, yolda karşılaştığı bir çobanla giysilerini değiştirir ve kimsenin tanımadığı beldelere giderek ibadetlerini orada yapmaya başlar. Bulunduğu yerde onun bu hallerine şahitlik eden olduğunda hemen o bölgeyi değiştirirdi.

Azimetle amel eden evliya Mekke-i Mükerreme’ye tam 14 yılda ulaşmıştır. Bu yolculuğunda sık sık dinlenmiş ve her durduğu yerde iki rekât namaz kılmıştır. Mekke’ye ulaştığında onu heyecanla bekleyen Mekkeli âlimlerden kendin gizlemiş ve nefsini sürekli kontrol altında tutmaya çalışmıştır. Rivayet edildiğine göre İbrahim Bin Ethem hazretleri doğdu şehir olan Belh’i terk ettiğinde henüz süt çağında bir oğlu varmış. Bu çocuk büyüyünce annesine babasını bulmak istediğini söylemiş ve babasının Mekke’de olduğunu öğrenince yanına tüm masraflarını kendisi karşılamak üzere 4 bin kişiyi alarak hem hac görevlerini yerine getirmek hem de babasını bulmak için yola koyulmuştu. Mekke’ye vardıklarında eski elbiseli ama nur yüzlü bir ihtiyarın yanına gider ve o kişinin babası olduğunu çok sonra fark etmişti.

Bir gün İbrahim Bin Ethem hazretlerinin yanına gelen o çocuğun kendi oğlu olduğunu anlamış ve kalbinde ona karşı sevgi merhamet hisleri beslemeye başlamıştı. Tam o sırada sadece kendisin duyduğu bir nida gelir ve şöyle denmektedir; ”Ey! İbrahim, hem bizi sevdiğini iddia edersin hem de kalbinde başka sevgilere yer açarsın, bu dostluğa sığar mı?” bunu duyan büyük evliya hemen oracıkta dua eder ve ”Ey Rabbim, eğer oğlumun sevgisi senin sevginin üzerine çıkacaksa ya onu ya da beni yanına al.” Der ve yıllar sonra kavuştuğu oğlu kollarında can verir. Bu Allah Dostları her zaman Allah sevgisini ön planda tutmuş ve dünyalık heveslerine yenilmedikleri için “Eşref-i Mahlukat”ın nasıl olacağını yaşamlarıyla bizlere göstermeye çalışmışlardır.

loading...
Etiketler:

  • Yazar :

    Hanımların Dünyası Editörü
    iletisim@hanimlarindunyasi.com

BENZER YAZILAR

Yorum Yaz

500 karakter kaldı

Henüz hiç yorum yapılmadı.

EN GÜNCEL İÇERİKLERİMİZDEN BAŞLIKLAR

email kaydol hotmail kaydol
fb